15 sivil toplum kuruluşu ortak bir açıklama yayınlayarak, Çanakkale-Biga’da “kapasite artışı” adı altında kömür tüketimini iki katına çıkaracak yeni bir ithal kömürlü termik santral projesine izin sürecinin başlamasına tepki gösterdi. STK’lar, bu adımın Türkiye’nin COP31 başkanlığı iddiası ve 2053 net sıfır hedefiyle açıkça çeliştiğini vurgulayarak ÇED sürecinin derhal sonlandırılmasını talep ediyor.
Türkiye’nin COP31 İklim Zirvesi başkanlığına adaylık sürecinde, Çanakkale’de hayata geçirilmek istenen yeni bir ithal kömürlü termik santral projesi iklim ve doğa örgütlerini harekete geçirdi. Aralarında WWF-Türkiye, Greenpeace Türkiye ve İklim için 350 Derneği’nin de bulunduğu 15 sivil toplum kuruluşu, ÇED başvuru dosyasında “kapasite artışı” olarak sunulan projenin detaylarında, kömür tüketimini neredeyse iki katına çıkaracak ayrı bir kazan ve ayrı bir bacanın inşa edilmesinin planlandığını ortaya çıkardı. Açıklamada, 1050 MW gücündeki bu artışın, aslında yeni bir ithal kömürlü santral anlamına geldiği vurgulandı. Ortak bildiride, COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un “temiz elektriği ekonomilerin omurgası haline getirmekten” ve “karbonsuzlaşmayı hızlandırmaktan” söz ettiği hatırlatıldı. Buna karşın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yakıtı tamamen ithal edilecek ve yüksek miktarda sera gazı salacak bir santral için lisans vermesi, iki bakanlık arasında çelişkili yaklaşımlar benimsendiğini gösterdi. STK’lar, bu çelişkinin COP31’in akıbeti ve Türkiye’nin küresel iklim liderliği iddiası açısından kaygı verici olduğunu belirtti.
Çanakkale’de halihazırda aktif olarak faaliyet gösteren beş kömürlü termik santral (18 Mart Çan, İÇDAŞ Biga, Bekirli, Cenal ve Çan-2) bulunduğunu hatırlatan kurumlar, mevcut tesislerin kümülatif etkilerine dikkat çekti. Bilimsel tahminlere göre, bölgedeki santraller 2005 yılından bugüne en az 3 bin 167 erken ölüme neden oldu. Bu kümülatif sağlık etkilerinin bölgeye ve ülkeye getirdiği ekonomik maliyetin ise yaklaşık 7 milyar dolar olduğu hesaplanıyor.
“Fosil yakıt ısrarı kırılganlığı artırıyor”
Enerji üretimi için kullandığı fosil yakıtların (petrol, gaz ve kömür) %78’ini ithal eden Türkiye’nin bu ısrarının; enerjide dışa bağımlılık, yüksek faturalar, hava, su ve toprak kirliliği ile artan sağlık sorunları olarak geri döndüğü ifade edildi. Özellikle son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimler ve savaşların, fosil yakıtlara bağımlı ülkeleri ekonomik ve stratejik açıdan çok daha kırılgan hale getirdiği anımsatıldı.
“ÇED süreçleri acil olarak iptal edilmeli”
15 sivil toplum kuruluşu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı’na çağrıda bulunarak şu talepleri sıraladı:
- Çanakkale-Biga’da kapasite artışı adı altında planlanan yeni kömürlü termik santral projesinin ÇED sürecinin derhal sonlandırılması,
- Afşin-Elbistan’daki projeyle birlikte her iki kömürlü termik santral projesinin tamamen iptal edilmesi,
- Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda, fosil yakıtlardan adil ve planlı çıkış için somut adımların atılması.
İmza Veren Kurumlar (Alfabetik Sırayla): Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, CAN Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı), Doğa Derneği, Fosil Yakıtların Ötesi Ağı (Beyond Fossil Fuels), Greenpeace Türkiye, Hukuk Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (İDPAD), İklim için 350 Derneği (350 Türkiye), Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV), Mekanda Adalet Derneği (MAD), Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA), Temiz Hava Hakkı Derneği (THHD), Türetim Ekonomisi Derneği, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yeşil Düşünce Derneği (YDD).
