Mersin TSO Meclis Başkanı Hamit İzol, Tarsus Kıyı Kesimi Turizm Bölgesi’nde tahsislerin iptal edilmesinin ardından bakanlık nezdinde yeni bir model için lobi başlattıklarını açıkladı. Projenin uygulanabilmesi için devasa parsellerin küçültülmesi gerektiğini ifade eden Başkan İzol, 500 dönümlük arazide ortaklaşmış 20 yerel yatırımcıyla butik otel sitelerinin kurulabileceğini söyledi.
Tarsus’un çok fazla turizm alanının eş zamanlı olarak geliştiği geleceği parlak bir destinasyon olduğunu vurgulayan Hamit İzol, gastronominin ardından inanç turizminde de kentin önemli bir kavşakta olduğunu belirtti. Kentte uluslararası statüde faaliyet gösteren Çukurova Bölgesel Havalimanı’nın yanı sıra demiryolu ve karayolunda devam eden yeni yatırımların tamamlanmasıyla kentin turizmde önü alınamaz bir yükselişe geçeceğini kaydeden Hamit İzol, “Geçmişi yaklaşık 9 bin yıl öncesine dayanan kadim kentimiz Tarsus’un geleceğini butik otelcilikte görüyoruz. Bu noktada Tarsus Kıyı Kesimi Projesi önemli bir yer tutuyor. Söz konusu projede bilindiği üzere mevcut yatırımcı tahsisleri iptal edildi. Çünkü proje en baştan devasa yatırım alanlarıyla başarısız bir şekilde kurgulanmıştı. Yanlış kurgu yatırımcıdan döndü. Yatırımcı bölgeye bir çivi çakmadı. Ama bu bizim için bir mazeret değil. Turizm bölgemizin kuruluş çalışmalarında Turizm Bakanlığımız ile sürekli temas halindeyiz. Yaptığımız ziyaretlerde ağırlıklı olarak o bölgenin, Tarsus öncelikli olmak üzere Mersin’deki turizm yatırımcılarına açılması gerektiğini vurguluyoruz. Devasa oteller için oluşturulan büyük parsellerin küçültülerek parçalara ayrılması gerektiğini iletiyoruz. Bakanlığımıza bölgede yükselen binalardan ziyade, butik konseptlerde yayılan otellerin açılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bakanlığımızın ortaklaşmış yerel yatırımcılarımızın da projeye dahil edilebilmesi için LOBİ yapıyoruz. Bizim önerdiğimiz sistemde 500 dönüm bir araziyi ortaklaşmış 20 yatırımcımız devralıyor ve hepsi farklı bir konsept olmak üzere bir butik otel sitesi kuruyorlar. Burada tek bir ana giriş oluyor, buradan sonra oteller yan yana sıralanıyor. Ortak bir çalışma alanı yaratılabilir ve özellikle ortak giderlerde maliyetleri azaltan yeni bir çözüm de ortaya çıkabilir. Hükümetimiz 500 dönümden 2 bin oda beklerken, bu yöntem ile rantı tek bir şirkete vermek yerine 20 şirkete bölebiliriz. Bu yöntem gelen turistlerimize seçenek sağlarken tur operatörlerimizin de işlerini kolaylaştırır. Çünkü turizm, temelinde çeşitliliği seven bir sektördür” dedi.
“Her şey dahil konsepti Tarsus’a uygun değildir”

Turizmde artık hem yerli hem de yabancı misafirlerin otellerden butik aile pansiyonculuğu anlayışı beklediğini ifade eden Hamit İzol, şöyle devam etti: “İnsanlar konakladıkları otellerin mutfaklarında kendi yemeklerini ve içeceklerini hazırlamak istiyorlar. Şu anda marka otel şirketlerinin de gelen yoğun taleplere karşı butik konsept akımlara kayıtsız kalmadığını görüyoruz. Pek çok kentte özel marka siteler kurdular. Örneğin Wyndham, Tarsus’ta yerel bir yatırımcımız ile birlikte 17 Tarsus Konağı’nı restore ederek turizme kazandırdı. O nedenle bizim de 9 bin yıllık geçmişe sahip bir kentte her şey dahil konseptli otelleri yaygınlaştırmak yerine kentin kimliklerini koruyabileceği butik otelciliği güçlendirecek girişimler yapmalıyız. yükselen değil, yayılan otel projeleri Tarsus turizm sektörünün en büyük geleceğidir. Turistler artık değişik konseptlerdeki otellerde kalmak istiyorlar; bizim de bu değişime uyma zorunluluğumuz var. Tarsus insanların otellerden çıkmadan tatil yapabileceği bir şehir değil. Bu konsept Antalya’da tuttu. Tarsus’un kendine ait gastronomi, kültür, doğa, deniz ve inanç kimliği olan bir şehir. Yan Tarsus’a her şey dahil oteller değil, özgün konseptlerde butik oteller lazım” diye konuştu.
“Eski Tarsus, için Alan Yönetim Başkanlığı kurulmalı”

Tarsus’ta hem ilçe belediyesi hem de büyükşehir belediyesi tarafından eski kent merkezini koruma altına alan çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Hamit İzol, ancak bölgenin daha profesyonel ve bilimsel projelere ihtiyacı olduğunu aktardı. Eski Tarsus gibi pek çok kadim şehrin Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alan Yönetim Başkanlıkları tarafından yönetildiğini anımsatan Başkan İzol, “Tarsus’un bir alternatifi yok. Geçenlerde Tarsus Belediyesi tarafından yaptırılan Kleopatra Meydanı ve Sanat Galerisi’nin inşaatı sırasında çok eski mozaikler bulundu. O alan Tarsus Belediyesi tarafından hızlıca koruma altına alındı. Ancak bu alanın inşaatı özel bir şahıs veya şirket tarafından yapılsaydı belki de bu kültürel mirası hiç görmeden kaybedebilirdik. Ülkemiz bu alanda çok sayıda olumsuz hikayeye sahiptir. Bu nedenle Eski Tarsus’u alanında uzman profesyoneller tarafından belirli ilkeler tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Tarsus, yerel siyasetin getirdiği risklerden kurtarılmalıdır. Burada kurulacak Alan Yönetim Başkanlığı ile birlikte ayrıca şu anda atıl bir şekilde çürümeye terk edilen konaklarla ilgili de hızlı adımlar atılabilir” dedi.
“Turizm paydaşları arasındaki ortak akıl kültürü güçlendirilmeli”
Tarsus’un geleceğinin inanç turizmi ve gastronomide olduğunu vurgulayan Hamit İzol, şunları söyledi: “Kadim kentimiz Tarsus, sahip olduğu geniş lezzet kültürüyle hem ülkemizde hem de dünyada nam salmaya devam ediyor. Ancak kentimizin lezzet kültürünün korunması her şeyden önce gelmeli. Tarsus’un kadim lezzetleri coğrafi işaret tescilleriyle koruma altına alınmalı ve her alanda tanıtılmalıdır. Biz Mersin TSO olarak katıldığımız tüm ulusal ve uluslararası fuarlarda Tarsus’un gastronomi kültürünü tanıtmaya gayret gösteriyoruz. Bu alanda kentte ciddi bir strateji eksikliği var; kurumlar arasındaki koordinasyon ise maalesef yeterli düzeyde değil. Ayrıca kurumlar arasında ortak akıl ve çalışma kültürü yok. Ayrıca kentteki eski restoranların hizmet altyapılarının da güçlendirilmesine ihtiyaç var. Bunun için belirli sonuçları olacak gerçek denetimlere ihtiyaç var. Eski kent merkezinde atıl bir şekilde çürüyen konaklarla ilgili de daha da zaman kaybetmeden komisyonlar kurulmalıdır. Bu konaklar çeşitli kamu kurumlarına, gastronomi merkezlerine, butik otellere kafelere müzelere dönüştürülmelidir.”
Kleopatra ile Antonius’un aşkının Tarsus’ta yaşandığını tüm dünya duymalı

Tarsus’un önemli bir tarih şehri olduğunu da vurgulayan Başkan İzol, özellikle Roma İmparatorluğu döneminde kentte yaşananların özel bir öneme sahip olduğunu aktardı. İzol, “Tarsus, tarihi anlamda özellikle Mısır Prensesi Kleopatra ile Julius Sezar’ın aşklarıyla özdeşleşmiş bir kenttir. Sezar sonrası Roma’da yönetimin önde gelen komutanlarından Mark Antony ile Kleopatra arasındaki ‘sorunları çözümleme’ görüşmesi, MÖ 42 yılında Kilikya olarak isimlendirilen Çukurova’nın en büyük kentlerinden Tarsus’ta gerçekleştirilmiştir. Tarsus buluşması Kleopatra ile Antonius arasında yeni bir aşkın doğmasına yol açmıştır. Ertesi yıl (MÖ 41) Antonius, Kleopatra’nın Mısır Kraliçesi olması isteğini onaylamış; ardından Anadolu’ya geçerek Ermenistan ve Partlar üzerine yürüyüp büyük bir zafer kazanmıştır. Onların 10 yıllık aşkı Antonius’un idamı, Kleopatra’nın da intiharı ile sonuçlandı. Kleopatra ile Antonius’un on yıl kadar süren (MÖ 40-30) beraberliğini sağlayan merkez Tarsus şehri oldu. İşte bizim bu hikayeleri dünyanın her yerine anlatmamız gerekiyor. Kleopatra ile Antonius’un aşkı, tarihte Romeo ve Juliet’in aşkından çok daha önemlidir. Bugün Romeo ve Juliet’in sıradan aşkının geçtiği İtalya’nın Verona kenti her yıl milyonlarca turist ağırlarken, Kleopatra ile Antonius’un aşkının yaşandığı ve savaşların yönetildiği Tarsus dünya tarafından yeterince bilinmiyor. Bizim bu gerçek aşk hikayesini tüm dünyada gün yüzüne çıkaracak çalışmalar yapmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“ST. Paul anısına Tarsus’ta ayin düzenlenmesi için Papalık düzeyinde LOBİ yapıyoruz”
Tarsus’un en önemli turizm destinasyonlarından birisinin de St. Paul Kilisesi ve Kuyusu olduğunu ifade eden Hamit İzol, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Papalık tarafından burada St. Paul (Aziz Paulus) anısına dini bir tören gerçekleştirilmesi için lobi faaliyetlerimiz devam ediyor. Çünkü Hristiyanlık dininde oldukça önemli bir figür olan St. Paul, MS 3 yılında Tarsus’ta doğmuştur. Hristiyanlığın öncülerinden Barnabas ile Hristiyanlık üzerine çalışmalar yapmış; MS 36 yılında hiç ummadığı bir anda İsa ile karşılaşmıştır. Bu karşılaşma sonrasında İsa’nın yolunda ilerleyeceğini açıklamış, Hristiyanlık inancının temel ilkelerini öğrenerek dini yaymak için çalışmıştır. MS 5. yüzyıldan itibaren Aziz Paul adına çok sayıda kilise inşa edilmiş, bu kiliselerden birkaç tanesi de Tarsus’ta yer almıştır. Günümüzde Tarsus’ta yapılan bu kiliselerden sadece bir tanesi korunabilmiş olup, St. Paul Anıt Müzesi bu yönüyle Hristiyanlık için büyük önem taşımaktadır. ST. Paul Kilisesi ve kuyusu her yıl yüzlerce Hristiyan tarafından bu kapsamda hac merkezi olarak ziyaret ediliyor. Bu noktada Papalığın koordinasyonunda burada bir dini tören gerçekleştirilmesi için teknik çalışmalarımız sürüyor. Bu çalışmalar tamamlanınca Papa’yı Tarsus’a davet edeceğiz. Gerçekleştirilecek tören ile aynı zamanda kentteki inanç turizminin de önemli bir destinasyon haline gelmesini sağlayacağız.”
