“Sağlıkta şiddetin ve polikliniklerdeki kaosun sorumlusu hekimler değildir”

Adana Tabip Odası Genel Sekreteri Doç. Dr. Gökhan Alıcı, polikliniklerde yaşanan yoğunluk ve artan şiddetin temel sebebinin hekimler değil, yetersiz hekim sayısı ve basamaksız sistemin yarattığı “kışkırtılmış sağlık talebi” olduğunu vurguladı.

Adana Tabip Odası Genel Sekreteri Doç. Dr. Gökhan Alıcı, düzenlediği basın toplantısında kamu hastanelerindeki polikliniklerde giderek artan hasta yoğunluğunun sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini zorladığı uyarısında bulundu. Randevu sisteminin giderek krizin bir parçası haline geldiğini belirten Doç. Dr. Gökhan Alıcı, “Bir hekimin bir iş gününde 80–100 ve üzerinde hastayı değerlendirmesinin beklendiği bir sistemde nitelikli hekimlik yapılmasını, her hastaya yeterli zaman ayrılmasını ve hasta-hekim ilişkisinin sağlıklı biçimde kurulmasını beklemek mümkün değildir” dedi.

“Kışkırtılmış sağlık talebi polikliniklerdeki yükü daha da artırıyor”

Beş dakikalara sıkıştırılmış muayene sürelerinin ne hastaların ne de hekimlerin hak ettiği sağlık hizmeti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Gökhan Alıcı, sorunun yalnızca hekim veya randevu sayısından kaynaklanmadığının altını çizdi. Alıcı, “Türkiye’de yıllardır uygulanan sağlık politikaları; güçlü birinci basamak ve etkin bir sevk zinciri yerine, hastaların doğrudan ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına başvurmasını kolaylaştıran, hatta kimi uygulamalarla teşvik eden bir yapı oluşturmuştur. Randevulu başvuruların yanında randevusuz başvuruların da özendirilmesi, sağlık hizmetine başvurunun herhangi bir basamaklandırma yapılmaksızın artırılması ve sağlık hizmetinin niteliğinin giderek bakılan hasta, yapılan tetkik ve işlem sayıları üzerinden değerlendirilmesi, Türk Tabipleri Birliği’nin yıllardır dikkat çektiği ‘kışkırtılmış sağlık talebi’ sorununu daha da büyütmektedir” diye konuştu.

“Sınırsız ve basamaksız başvurular birbirlerinden ayrılmalı”

Sağlık hizmetine erişimin kolaylaştırılması ile sağlık kuruluşlarına sınırsız ve basamaksız başvurunun teşvik edilmesinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Alıcı, şöyle devam etti: “Gerekli ve gereksiz başvuruların aynı sistem içerisinde, aynı polikliniklerde karşılanmaya çalışılması; ikinci ve üçüncü basamak hastanelerin olağanüstü bir hasta yükü altında kalmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda gerçekten uzman değerlendirmesine ihtiyaç duyan hastalarımız da randevu ve zaman sorunu yaşamaktadır.”

“OECD ortalamasının çok altında hekim sayısıyla bu yükü taşımaya çalışıyoruz”

Sorunun sağlık insan gücü boyutuna da dikkat çeken Alıcı, “OECD’nin güncel verileri Türkiye’deki tablonun ağırlığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye’de 1.000 kişiye yaklaşık 2,4 hekim düşerken OECD ortalaması 3,9’dur. Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde nüfusa düşen hekim sayısının en düşük olduğu ülkeler arasındadır. Üstelik sağlık hizmeti ihtiyacını artıran diyabet, tütün kullanımı, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi kronik hastalık ve risk faktörleri açısından da ciddi bir hastalık yüküyle karşı karşıyayız. Daha az sağlık insan gücüyle, yüksek ve giderek artan sağlık hizmeti talebinin karşılanmaya çalışılması hekimler ve tüm sağlık çalışanları üzerinde çok ağır bir iş yükü oluşturmaktadır” dedi.

“Beyaz Kod’un tuzak olarak gösterilmesi kabul edilemez”

Mevcut randevu sisteminin bu yapısal sorunu çözmek yerine giderek krizin bir parçası haline geldiğini ifade eden Doç. Dr. Alıcı, “Hastane randevusu bulamadığı için birinci basamağa yönelen hastalar, randevulu ve randevusuz başvuruların aynı poliklinik yükü içerisinde karşılanmaya çalışılması ve giderek artan başvuru sayıları, sorunun tek bir poliklinikten ya da tek bir hastaneden ibaret olmadığını göstermektedir. Böylesine yoğun ve plansız bir sistemde uzun bekleme süreleri, randevu sorunları ve hasta memnuniyetsizliği kaçınılmaz hale gelmektedir. Ancak sağlık sistemindeki yapısal sorunların yarattığı öfkenin hekime ve sağlık çalışanına yöneltilmesi kabul edilemez” dedi.

Sağlık çalışanlarının kendilerini korumak amacıyla kullandıkları Beyaz Kod sisteminin itibarsızlaştırılmasının son derece sakıncalı olduğunu belirten Alıcı, “Sağlıkta şiddetin yaygın olduğu bir ortamda Beyaz Kod’u peşinen bir ‘tuzak’ veya hastayı cezalandırma aracı olarak göstermek, sağlık çalışanlarının mevcut güvenlik mekanizmalarına başvurmalarını güçleştirebilir. Beyaz Kod sağlık çalışanının hastaya karşı kullandığı bir tehdit veya cezalandırma aracı değil, şiddet ve tehdit karşısında başvurabileceği kurumsal bir güvenlik mekanizmasıdır” diye konuştu.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...