OECD-FAO’nun “Tarımsal Görünüm 2026-2035” raporundaki Türkiye öngörülerinin tersine çevrilebileceğini belirten Mersin Ticaret Borsası Başkanı Ö. Abdullah Özdemir; tohum, sulama ve Ar-Ge yatırımlarıyla Türkiye’nin üretim hacmini ikiye, hatta üçe katlayarak küresel pazarda çok daha güçlü bir aktör olabileceğini vurguladı.
Mersin Ticaret Borsası (MTB) Yönetim Kurulu Başkanı Ö. Abdullah Özdemir, OECD ve FAO tarafından yayımlanan “Tarımsal Görünüm 2026-2035” raporunun küresel ve ulusal bakliyat sektörüne yönelik önemli ipuçları barındırdığını belirtti. Raporda Türkiye için öngörülen durağan üretim, azalan tüketim ve net ithalatçı pozisyonun kabul edilemez olduğunu ifade eden Özdemir, Hindistan’ın tohum ıslahı, sulama ve mekanizasyon yatırımlarıyla yakalayacağı hamlenin Türkiye için de güçlü bir yol haritası olması gerektiğini savundu. Doğru ve istikrarlı politikalarla mevcut potansiyelin harekete geçirilebileceğini vurgulayan Özdemir, “Üretim altyapımız güçlendirildiği takdirde mevcut hacmimizi iki hatta üç katına çıkarabilir, tam kapasite çalışmayan işleme tesislerimizi ekonomiye kazandırarak hem iç piyasaya hem de yüksek katma değerli küresel pazarlara güçlü bir şekilde cevap verebiliriz” dedi.
Söz konusu raporda Türkiye açısından farklı bir tablo ortaya çıktığını ifade eden Ö. Abdullah Özdemir, son yıllarda yaklaşık 1,3 milyon ton seviyesinde seyreden üretimin önümüzdeki dönemde de aynı düzeyde kalacağı öngörüldüğünü kaydetti. Küresel ölçekte beklenen yüzde 14’lük üretim artışı dikkate alındığında bu tahminin Türkiye açısından olumsuz olduğunu belirten Başkan Özdemir, “Dış ticarette Türkiye için 2035 yılında 1,5 milyon ton ihracata karşılık 1,7 milyon ton ithalat öngörülmekte, böylece Türkiye’nin miktar bazında net ithalatçı konumunun süreceği tahmin ediliyor. Kişi başına tüketimin ise küresel eğilimin aksine yüzde 5,7 gerileyerek 11,4 kilograma düşmesi bekleniyor. Bu rapor, sektörün geleceğine ilişkin bir projeksiyon sunmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye için öngörülen üretim, ihracat ve tüketim görünümünün gerçekleşmesini arzu etmeyiz. Raporda, Hindistan’ın önümüzdeki on yılda tohum ıslahı, mekanizasyon, destekleme alımları, araştırma ve sulama yatırımları sayesinde küresel bakliyat üretimindeki büyümeye öncülük edeceği öngörülmektedir. Benzer bir yaklaşımın Türkiye için de güçlü bir yol haritası oluşturacağını düşünüyorum. Doğru ve istikrarlı politikalarla üretim altyapımız güçlendirildiği takdirde mevcut üretim hacmimizi iki hatta üç katına çıkarabilir, tam kapasite çalışmayan işleme tesislerimizi yeniden sektörümüze ve ekonomiye kazandırabiliriz. Ayrıca hem düşük ve orta gelir grubunun temel gıda ihtiyacına hem de katma değerli bakliyat ürünlerine yönelen yüksek gelirli pazarların talebine ihracat yoluyla daha güçlü şekilde cevap verebiliriz” diye konuştu.
“Bakliyat üretimindeki artış sınırlı seyrediyor”
Söz konusu raporda; bitkisel protein, diyet lifi, kompleks karbonhidrat, vitamin ve mineraller açısından zengin olan bakliyatın aynı zamanda biyoaktif bileşikler içerdiği belirtildiğine dikkat çeken Ö. Abdullah Özdemir, “Düşük nem oranı sayesinde bakliyatın uzun süre depolanabilmesi, hasat sonrası kayıpları azaltan önemli bir avantaj olarak öne çıkmaktadır. Tarımsal açıdan ise toprağa azot bağlama özelliğiyle verimliliği artırdığı ve sürdürülebilir üretim sistemlerinin temel unsurlarından biri olduğu vurgulanmaktadır. Rapora göre bakliyat üretimi ve verimindeki artış, tahıl ve yağlı tohumlara kıyasla daha sınırlı seyretmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında araştırma ve sulama yatırımlarının yetersizliği ile tahıllarla yaşanan rekabet yer almaktadır” diye konuştu.
Bakliyat üretimi 2035’e kadar 119 milyon tona yükselecek
Bakliyatta tüketimi şekillendiren iki temel eğilimin raporda dikkat çektiğini vurgulayan Başkan Özdemir, düşük ve orta gelirli ülkelerde bakliyat, uygun maliyetli bir bitkisel protein kaynağı olmayı sürdürdüğünü kaydetti. Yüksek gelirli ülkelerde ise işleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde bakliyattan elde edilen protein, nişasta ve lif; et alternatiflerinden atıştırmalıklara ve fırıncılık ürünlerine kadar birçok gıda ürününde daha yaygın bakliyat kullanıldığını ifade eden Özdemir, şöyle devam etti: “Sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeye yönelik ilginin artması da bakliyat ve bakliyat türevlerinin gıda sanayisindeki kullanım alanlarını genişletmektedir. Rapora göre, 2025 yılında 104 milyon ton olan küresel bakliyat üretiminin 2035 yılına kadar yüzde 14 artarak 119 milyon tona ulaşması beklenmektedir. Aynı dönemde küresel ticaret hacminin 23,2 milyon tondan 25 milyon tona yükselmesi öngörülmektedir. Başlıca ihracatçı ülkeler Kanada, Avustralya ve Rusya olarak öne çıkmaktadır. Küresel kişi başına bakliyat tüketiminin ise yüzde 11 artışla yıllık 8,2 kilograma ulaşacağı tahmin edilmektedir.”
